8 Mayıs 2012 Salı

TAŞINMALAR VE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ





Cümleten iyi günler. Şantiyede ki ikinci günümüzden herkese merhaba. Ne şantiyesi diyen arkadaşlar için bilgi: şirket binamızı taşıyoruz. O kıçı kırık iki oda bir salon evlerimizi taşımak bile günlerce sürdüğünden 1500 kişilik dev şirketi taşımak tahmin edersiniz ki biraz sürüyor. Sürmesi bir yana, binayı da baya bildiğiniz üzerimize yapıyorlar. “Kapı duvar” diye bir deyim var ya, hah işte, aynen öyle. Kapılar duvar ve duvarlar kapı halinde henüz.
Bu sabah elektriğimiz ve internetimiz geldi. Bir kere daha anladık ki biz onlar olmadan birer hiçiz. Çalışan bir eleman değiliz, şirketimize boşa masrafız. Şu dünya da tuttuğumuz yer gereksiz. Ayrıca büyük siyah poşetlerin kokusu kafa yapıyor. (Bkz: #çevirmen)
Bu hengamede ben 50 kiloluk cüssemle, 10 kiloluk koliyi yerden kaldırmaya çalışırken birinin çıkıp “ama kolileri öyle atmazsanız iyi olur, içindekiler kırılabilirghhh” demesi bende başka bir deyimimizi bağırmak suretiyle seslendirme ihtiyacı yaratıyor: canım burnumda! Arkadaşım bir git! O koliyi nereye atacağımı söylediğin an, atacağım yer tam kucağın oluyor. Çok meraklıysan kalk sen kaldır o gavur ölüsünü yerden! (burada ırkçı bir söylemde bulunulmamış, bir koca karı deyiminden faydalanılmıştır, teşekkürler)
Zaten bu çamaşır yıkayıcının hıh deyicisi şahıslar yüzünden insan hayattan soğuyor (resmen deyim manyağı oldu yazı!). Hayır, madem iş yapmayacaksın; bari sus değil mi? Gıcık etmesene insanı. Gördüğünüz gibi sinirliyim. Yorgunluk, toz, toprak, cam sil, ıslak mendil, büyük siyah poşet, yeni kablo, alçı, kurumuş boya, vesaire nedeniyle kafam ambale olmuş vaziyette. Neyse ki sık sık (15 yılda 5 ev) taşınan bir ailenin, yine sık sık ( 6 yılda 3 ev) taşınan çocuğuyum (okuyanlar bilir ama meraklısına: http://barikaninkuyusu.blogspot.com/2011/05/tasima-suyla-degirmen-cevirmeceler.html
http://barikaninkuyusu.blogspot.com/2011/05/veyahut-cevirememeceler.html
http://barikaninkuyusu.blogspot.com/2011/05/ve-hatta-cevirdigini-sanmacalar.html ). Bana o koliler, bantlar, ipler, dolaplar, çekmeceler vız gelir. “Ay dur kaldırma” dediklerinizi biz taşıyorduk zaten, pehey! Ayrıca bardakların olduğu koliyi bulamazsanız, ilk açtığınız koliden çıkan cezveden su içersiniz. Ne olmuş?
Size çok acıklı başka bir şey daha söyleyeyim; şu taşınmada temizlediğim kağıt ve dosyalarla bir şirket daha kurulurmuş. İsraf yahu! Bilgisayar niye var, niye basıyoruz ki biz bu kadar kağıdı? Deli miyiz? Tükürdüğümüz yerden ağaç çıkıyor sanki! Öyle olsa, bu ülke Amazonlar gibi olurdu. Bir de Bangladeş olurdu ama orası zaten yeşil.
Bugün az daha üzerine dolap düşecek ve içinde kapalı kalacak biri olarak bir kere daha anladım ki hayat çok kısaaişsialdşlşalsşdlaldşald……….fenalık geldi di mi bu muhabbetten. Ulan yazıların yarısı buraya bağlanıyor, anlayan anlamıştır zaten hayatın metrajını.
Demem o ki, biz bir süre daha buralardayız. Böyle ortalarda falan. Kafamıza bir şey düşerse ya da elektrik çarparsa duyarsınız, merak etmeyin.

5 yorum:

  1. Her akşam çekomastikle kafayı buluyordum, kaçtım rahat ettim. Hayır, şirkete bira sokamayıp bali vs koklamak nedir onu da anlamadım. Sığıntı gibi yaşıyoruz ya ben ona yanıyorum:-)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. mülteci kampımız bittiğinde çok güzel bir ofise dönüşecek. o zamana kadar işte, öyle :))

      Sil
    2. Kurbağa Prens gibi; ama öpsen yüzün gözün toz içinde kalır, bizim prenslerden de adam olmaz zaten.

      Sil
    3. hangi prens, pardon hangi adam!

      Sil