6 Mayıs 2012 Pazar

MED-CEZİR

Neyi nasıl çözeceğini bilemediğin bir an gelir, denize düştüğün yerde yılana sarılırsın. Ki o yılan da öyle kaygandır ki; ona bile tutunamazsın. İyi mi oldu, kötü mü oldu bilemezsin. Gecenin ikisinde Ahmet Kaya çalar, sen de öyle mal olursun. Lal olursun. Yazık olur, başka da bir şey diyemezsin. O "yazık" ları toplasan burdan köye yol olur, dağınık bırakırsın. Söyleyecek çok şeyin varmış gibi gelir sana ama cümle dahi kuramazsın. Peçetelere, kağıtlara, kitap aralarına, kibrit kutularına, defter kenarlarına yazdığın her şey birleşir ama bir metne oturtamazsın. Yerinde duramazsın. Yürümeye kalkarsın, yola sığmazsın.
En iyisi susmaktır bilirsin ama dilini tutamazsın. Anlatmak istediğin onlarca, tonlarca şeyi suya anlatırsın.Yutmak istersin ama yutamazsın. Dünyanın lafını bilirsin ama kendine dinletemezsin.
Öyle işte...
Adam olmazsın, olamazsın. Oldum sanırsın da arpa boyu yol gidemezsin. İnsan vücudunun dörtte üçü sudur, dolunayda med-cezir yapar, sen de hep karaya vurursun. Bir karaya vurursun; bir açığa gidersin. Ama eninde sonunda karaya vurursun. O sana zaten vurmuştur. Yaranı ovuşturursun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme