5 Kasım 2010 Cuma

ANNE TELEFONUNUN ETTİKLERİ...

İnsanın elini kolunu bağlayıp, boğazını düğümleyen telefon konuşmaları: annem aradı sabah, ağlayan bir sesle "kızım, özledim seni" dedi. Süngü düştü yine, kalkan indi, açıklar daha da açıldı, yaralar kaşındı. Annem, bende seni özledim. Sert bir yüzle ve sert bir sesle bana "saçmalama" demeni özledim. Ben ne kadar itiraz edersem edeyim kendimi savunmak için; ta en derinden bilirim ki sen haklısındır ve ben saçmalıyorumdur. Çünkü nasıl ve neden bilmem ama sen hep haklısındır. Hani o kızı ilk bizim kapıda gördüğünde sadece 3 saniyede "gözüm tutmadı benim bunu" demiştin de bende sana nasıl kızmıştım. Bir yıl sonra o kızın kazığını yiyip, hayatımda sildiğim ilk insan olarak tarihe geçtiğinde aklıma geldi o lafın. Sen hep anladın, gözünden anladın insanların ne mal olduklarını. Ben de hep yanıldım.
Neyi senden saklamaya çalıştıysam sen bildin, buldun, gördün. Hadi benim beceriksizliğim bir tarafa, bir de senin annelik hislerinle savaşmak benim neyime... Salonun ortasında çarşaf katlarken, o sıralarda çocuğun birinden hoşlandığımı keşfetmiş kadınsın sen! Hem de konu o bile değilken... Hayal kırıklıklarından öğreniyor insan en çok şeyi annem. Ne anlatılanlar, ne zaman, ne yaş, hiçbirinden onlardan öğrendiği kadar çok şey öğrenmiyor insan. Hem sen, hem ben iyi biliyoruz bunu.
Neyse bak, bundan bir hafta sonra bir sabah kahvaltısında buluşacağız inşallah. Sen şimdiden hazırla benim zeytinyağlı, kekikli domatesimi. Hadi bakayım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme