14 Eylül 2010 Salı

SABAH SEREMONİSİ

Sabaha Gripinle başlamak iyi bir fikir olabilir de olmayabilir de: “her nereye gidersen, kendinle yüzleşirken, kimse duymaz yalan söyle!” Böyle bir şey söylenir mi şimdi sabah sabah, daha ayılmamışken!
Ama liste zaten saçma sapan şeyler düşünmem ve serviste uyuyamamam üzere hazırlanmış gibi. Hani başkası da değil, ben hazırladım.
Mavi Sakal… “Ne kadar” çalıyor. Bu albümün ilk çıktığı zamanı hatırlıyorum. 19 yaşındaydım sanırım. Nalan la beraber Alsancak D&R da ki imza gününe kaçmıştık beraber. Güven Erkin Erkal da vardı ve ben gayet aşıktım adama. Her hafta o radyo programını radyoya yapışıp dinlediğim zamanlar. Bana Mor ve Ötesi’ni, Kesmeşeker’i,Acil Servis’i ilk dinleten adam. Bana müzik dinlemeyi öğreten adam. Yıllar sonra Flugtag da onu vip tribününde görünce yanına gidip elini sıkmıştım. “10 yıl oldu” demiştim ben sizi tanıyalı. İyi mi ettim yoksa adama kendini yaşlı mı hissettirdim bilmiyorum ama o gözleri görünce yine içim hopladı.
Bir sabah, İzmir de, otobüs durağında okula gitmek için beklerken yağmur başladı. Hava daha tam aydınlanmamış. Önümde duran sokak lambasının ışığında yağmuru seyrederken; kulağımda da “İki Yol” çalıyor. Klip gibi… Kendi kendime klip çektiğim yaşlar zaten. Sadece siyahlar giydiğim, kısacık saçlarımla erkek çocuklarına benzediğim yaşlar. Gamzeyle “Kumdan Kaleler” i almaya gittiğimiz kasetçide ki uzun saçlı çocuk… Ben yine aşıktım tabi. Ya ben ne kadar çok aşık olurdum! Sardunya da ki uzun saçlı, sarışın garson. Uzun saç, hepsinin kesişme kümesi. Normallik seviyesi yerlerde maşallah!
Zeki shuffle ım Mavi Sakal’ın ardına Muse bağlıyor. Matthew Bellamy i ilk sahnede canlı görüşümü de, o sesi ilk canlı duyuşumu da hiç unutamayacağım sanırım. İlk parça bitene kadar hipnotize olmuş halde sahneye bakışımı da… Şu fani hayatımda izlediğim en iyi konser olarak kaldı hafızamda. Bir de benim Çeşme Antik Tiyatro’da bir Bryan Adams konseri faciam var ki, sahne önüne koşarken amfi tiyatronun 8 er metre genişliğinde ki basamaklarından yuvarlanıyordum az daha. Dedim ya, benim her şeyim ayarsız! Kontrol mekanizması eksik doğmuşum ben. Ne sesimi, ne yüzümü ne de ellerimi kontrol edememem de bu yüzden zaten.
Ve tabi ki i-pod umun vazgeçilmezi: Hoobastank- The Reason. Hani bir ara konusu açılmıştı ya, bir erkeğin bir kadına armağan edebileceği en güzel şarkılar diye, benim listemde bir numarada bu şarkı. Tamam, birinin “sebebi” olmak istemem ama işte, ne bileyim. İçinden kelebekler geçen bir şarkıdansa bu daha bir gerçek sanki.
Ama bunun arkasından gelen Starsailor; ya bu adamın sesi bende neden hep melankoli, hüzün hatta neredeyse depresyon başlangıcı yaratıyor bilemedim. Bir de tuhaftır ama bu adamı bağrıma basma ve onu teselli etme ihtiyacı ile dolup taşıyorum her seferinde. (kontrolden çıkmış anaç duygular…) (bkz: Alcoholic)
Tamam, geldik, iniyoruz… Arkamda Gizem de, Justin den Candan Erçetin e uzanan bir repertuarla yaptı sabah seremonisini.
Bir programın daha sonuna geldik. Yarın sabah yeniden görüşmek dileğiyle; yapımda ve yayında emeği geçen tüm arkadaşlarım adına iyi günler dilerim. Esen kalın…

2 yorum:

  1. Karmaşık ruh halim tokat gibi çarptı yüzüme, yapımda ve yayında emeği geçen bir arkadaş..

    YanıtlayınSil
  2. bebeğim, hangimizde var düzgün ruh hali? grup terapi öneriyorum hepimiz için...

    YanıtlayınSil