21 Eylül 2010 Salı

RECM

Ne zor işmiş şu buhran denen şeyle boğuşmak! Ne zor işmiş o dibe çeken ellerden, kollardan çırpınmadan kurtulmaya çalışmak. Çırpınmadan, çünkü çırpındıkça çiziyorlar oramı buramı. İzi kalacak diye korkuyorum. Kesik kesik soluma sesleri geliyor ayaklarımın altından, duyuyorum. Bazen o beyaz ellerini, ayak bileklerimde görüyorum. Yok, yok daha delirmedim, biliyorum. Daha ziyade, bir tür uzak doğu korku filmi sahnesinin içinde yaşıyorum. Mavi suratlı, koca gözlü bir çocuk var aşağıda. Gözlerinin beyazı yok, simsiyah. İşte en çok o yapışıyor ayak bileklerime. Hayır canım, kendi çocukluğum filan değil. O kadar da basit ve klişe bir açıklaması yok gördüklerimin. Belki biraz fazla film izlemekten ya da hayal gücünün fazla çalışmasından olabilir, emin değilim.
Hissetmediğiniz bir şeyi hissedermiş gibi söyleyebilir misiniz? Çok özledim, çok seviyorum, çok istiyorum... Söyleyebilirsiniz, hatta söylüyorsunuz bile. Her gün söylüyorsunuz: nasılsın? iyiyim...
Hadi oradan! Gerçekten kendini iyi hissederek iyiyim diyenler, duvar dibine dizilsin. Gözlerini bağlayın. Kalanlar, herkes eline bir taş alsın...

5 yorum:

  1. ha şöyle! insanın canı tatlı tabi:)

    YanıtlayınSil
  2. neden bu kadar karamsarsın ???

    YanıtlayınSil
  3. öyle miyim? tamam, bazen öyleyim galiba.başkalarıyla ilgili umut vaadeden konuşmalar yapmakta üstüme yoktur ama kendime gelince pek yapamıyorum.

    YanıtlayınSil
  4. zaten konuşmakla olmuyor inanmak lazım ;)

    YanıtlayınSil