8 Aralık 2010 Çarşamba

BİLYE

Kum havuzuna atılan bir bilye kadar net ve hızlı saplanabilirim bir düşünceye. Birinin söylediği bir laf, herhangi bir bakış, yüzünde ki herhangi bir mimik, telefonda enerjisi düşük gelen herhangi bir ses, hayal kırıklığı yaşanan herhangi bir an; hiç fark etmez. Bu kesinlikle çok rahatsız edici bir durum. Belki bu yüzden çok fazla işim olmasına ya da çok çalışmaya itirazım yok çünkü düşünmemi engelliyor. Ben düşündükçe daha da çok batarım o kuma. Zaten küçücük bilyenin, o koca kum havuzunda kaybolması ne kadar zaman alabilir ki?
Hayal kırıklığı yaşamaktan mı daha çok korkarsınız yaşatmaktan mı? Ben hala emin değilim cevabından. Birileri tarafından terk edilmek, vazgeçilmek, önemsenmemek korkum vardı bir zamanlar. Bu hem hayal kırıklığı yaratma hem de yaşama korkusuyla aynı şey sanırım. Tam ben “ya tamam” deyip elimi uzattığımda elimin havada kalmasından çok korkardım bir de. Bir dakika, ben bundan hala korkuyorum. O yüzden eskisi gibi elimi uzatasım gelmiyor kimseye. Zamanında tuttuğum elleri tırnaklarımla kazıyarak bırakmak zorunda kaldım. Veya o kadar hızlı çekildi ki eller, ben kolum havada öyle bir kalakaldım ki elimi nereye koyacağımı bilemedim.
O yüzden de hala korkuyorum sanırım. Ama hayal kırıklığıyla baş etmeyi öğreniyorum ya da her seferinde hayalimi kırmamayı. Bu kadar kırılgan olmaya gerek yok. Kimsenin bunu salladığı da yok. Paşabahçe mağazasına girmiş fil gibi herkes. Ben neden “aman aman” yapıp duruyorum o zaman? Yeni yılda öğrenilmesi gerekenler listesi 1: sallamamayı öğren! Vız ve tırıs şekillerde geliş-gidişlere çalış. Kasımpaşa civarında dolaş.

Ve lütfen hemen öyle bir akşamda ileri görüşlü tahlillerde bulunup sonra da yutkunmak zorunda kalma. Allah aşkına bir tut artık şu uçarı aklını! Tut, tut dedim. Bak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme