20 Aralık 2010 Pazartesi

ABBAS AYNEN DEVAM

Abartılmış uzunlukta ki dönüş yolculuğundan önce şu Çin olayına bir fasıl daha değinmek istiyorum: ya gerçekten çok kaba bu insanlar! Kuyruk nedir, sıraya nasıl girilir, rica, özür, lütfen filan hak getire! Hava alanında -ki o anda hali hazırda nedensiz yere iptal edilmiş biletimin yerine yenisini almak için savaşıyordum- sıra kavramından bihaber olduğu için önüme resmen sanayi boyutunda kaynak yapan ablayı, kolundan çekmek suretiyle azarladım. Evet, ben yaptım! Ama ne fayda, ben onunla savaşırken arkadaki diğer abla, kanattan yaptığı atakla ikimizin de önüne geçti. İşin fenası ben kendimi bu adamlara ingilizce söylenirken buldum.
Neyse sonuçta bir şekilde karla karışık soğuk Şangay'a ulaştım. Bu sefer kendimi aşıp gerçekten ne olduğunu bilmediğim şeyler ve bütün vücut uzuvlarını içerecek şekilde pişirilen şeyler yemem bir yana; tek başıma metrolarda, tünellerde, yer altı çarşılarında, köprülerde gezdim. Gündüz parkın birinde yelpazelerle dans eden kadınları izledim. İki tane çocuk yolumu kesip nereli olduğumu sorup; televizyondan öğrendikleri ingilizceleri ile Türkiye nin dondurmasını sevdiklerini iddia ettiler ama ben pek inandırıcı bulmadım. Şangay da bir Yeni Zelandalı, bir Amerikalı ve bir Fİlipinli ile tanıştım. Hey gözünü sevdiğimin küreselleşmesi! Ama en güzeli, benim gibi bir ışık manyağı için cennete dönmüş sokaklardı. Yaşasın yeni yıl! Ha bir de dünyanın en yüksek ikinci binasından aşağı baktım. Tam 490 metre... Her şeyi ve her yeri görebilirmişsiniz hissi veren bir rakım bu.
Akabinde bahsi geçen abartılmış dönüş yolculuğu. Kulağımızı diğer taraftan tutarak yeniden Dubai. Ev tutacağım sonunda buradan kendime. Sürekli buradan geçilmez ki! Gözüm kaşım oynadı ama bu sefer. Akabinde bir de üzerime kahve dökünce şahtım şahbaz oldum. Bu perişanlıkla beni neyse ki uçağa aldılar! Günler sonra bir kere daha Dhaka. Devam ediyoruz, bir değişiklik yok. Bangladeş te dolunay var. Orada da var mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme