4 Haziran 2012 Pazartesi

GÜNÜ KURTARAN AUDREY



Bir kadını nasıl mutsuz edeceğini çok iyi bilen erkekler var: sabah saat 8.30 hem de Pazartesi sabahı.

Hayatımda çok az olmuştur, gecenin bir yarısı uyanıp sonra da bir daha uyuyamamak. (Bu hafta sonu sabahın altısında can havliyle uyandığım o gece sayılmaz, orada başka nedenler vardı.) Ama dün gece resmen uyku kaçtı benden. Beni tanıyan, benimle aynı odada ve hatta aynı yatakta uyumak şerefine nail olmuş herkes -ki baya azlar- bilir ki; ben söylemesi ayıp “öküz” gibi uyurum. Beni bıraktığınız yerde üç dakika sonra, kımıldamadan yatan ve derin derin nefes alan bir Barika bulursunuz. Sonra siz çalın, siz oynayın. Neyse işte, dün gece saat dört buçukta bir uyandım, uyanış o uyanış. Dön Allah dön yatakta… Uyuyamamak bir tarafa (neden uyuyamadığımı anlasam çözüm bulacağım ama onu da anlamadım ki) uyuyamadığım için kafama üşüşenler bir tarafa. Hatta onlar mümkünse başka tarafa, yatağın diğer tarafına. Hayal gücümün de ben kedi canını! Valla onun beni onca yormasına rağmen uyuyamıyorsam, daha da uyuyamazmışım zaten.
İşte böyle bir gecenin sabahında aldığım başka bir haber yüzünden bir kere daha tüm erkeklerin köküne kibrit suyu dedim. Arkadaşım, bir neslin hatta yok yok iki neslin tamamının genleri ile mi oynadınız? Bu kararsızlık nedir? Ben demiyorum ki biz çok kolay varlıklarız, aman bizimle anlaşmak çok kolaydır bilmem ne ama siz de bir tuhafsınız. Bir haftalık da olsa, hikayede ki gibi yıllardır da sürüyor olsa hemen bir kaçmalar göçmeler. Neymiş, heyecanı bitmişmiş. Canım o ne demek? Heyecan derken? National Geographic kanalında yaşamıyoruz ki orada bile bazen çok sıkıcı oluyor hayat. Huzur ve sükûnet denen şeyden haberin var mı? Mesela ne kadar zor bulunduğundan? Bulunca kaybetmek yerine tutmaya çalışmak gerektiğinden. Nerde…

Bir kadını nasıl mutlu edeceğini çok iyi bilen erkekler var: sabah saat 10.30, hem de aynı Pazartesi sabahı.

Ben basit zevkleri olan bir kızım. (Kimse üzerine alınmasın) Bir paket leblebiye, bir fincan kahveye, bir tabak çileğe tav olurum. Beni tanımak da, neleri sevdiğimi öğrenmek de asırlar falan almaz. En fazla birkaç yıl. Şaka lan şaka, daha az alır. Adamına göre…
Şu anda masamın üzerinde bir Audrey var. Şu hayatta ki tek idolüm, hayran olduğum tek kadın, tek insan, tek yaratık. Aynı anda hem güzel, hem zarif, hem komik, hem güçlü, hem narin durabilen tek kadın. Ben onun resmini gördüğüm anda bile mutlu oluyorum. Çok acayip! İşte “adamın biri”, nasıl zevkli ki, bana ne güzel almış kapağında Audrey’in gülümsediği o defteri. (İcocum, sen ilgili yerlere iletirsin artık. Korse konusunu da bilahare konuşuruz.) Sabah ki sinirimi alıverdi üzerimden bir anda. Şimdi kafamı kaldırıp onu her görüşümde gülümsüyorum. Kıyıp da yazarım inşallah bir gün. Yoksa öyle, çerçeve gibi kalacak masanın üzerinde.

Bu yazıdan çıkarılacak ders: İki saatin içinde kırk tane şey düşünüp hissedebilen canlıya “kadın” denir. Baş edememeniz normal, hani ondan. Bozulmayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme