9 Eylül 2012 Pazar

barika'nın kuyusu: NAÇİZANE ÖNERİLER

barika'nın kuyusu: NAÇİZANE ÖNERİLER: * Plan yapmayın, bozuluyor. O anda aklınızda NE varsa onu yapın. Anıları da daha güzel oluyor. * Ona aşık olduğunuzu söylediğinizde size ...

NAÇİZANE ÖNERİLER

* Plan yapmayın, bozuluyor. O anda aklınızda NE varsa onu yapın. Anıları da daha güzel oluyor.

* Ona aşık olduğunuzu söylediğinizde size teşekkür edecek bir adama ona aşık olduğunuzu falan söylemeyin. Hatta hiçbir şey söylemeyin. Böyle andavallık da olmaz ama!

* Hayallerinizi anlamamakta ısrar edenlere onları anlatıp, ellerine malzeme etmelerine izin vermeyin. Anlamadıkları yetmezmiş gibi bir de neden olamayacaklarını anlatıp sinirinizi bozarlar.

* Zayıflıklarınızı bunlardan fayadalanacak insanlara anlatmayın. Belli etmeyin. Hele de erkeklere... Bırakın sakarlığınız, arada bir tutan saflığınız, heyecanlarınız, burnunuzun direğinde ki sızılar size kalsın. Hep sağlam, hep ayakta, hep kendine güvenli ve hep sert olun. Tabi ki olamazsınız! Bari "gibi yapın".

* Güvensiz olduğunuz konu her ne ise, bir cesaret toparlanıp birilerinin önüne çıktığınızda; onlardan bir şey beklemeyin. Sırf siz korkuyor ya da iyi bir şeyler duymak, cesaretlendirilmek istiyorsunuz diye size uymak zorunda değiller. Yüzünüze dahi bakmadan devam edebilirler. Öyle durumlarda o topladığınız cesareti dağıtmadan en yakınınızda ki aynaya bakın. Aradığınız kudretin nerede olduğunu size ta ilkokulda öğretmişlerdi, unutmayın.

* Aşık olmakta birşey yok, korkmayın. Bir kere yakalanmıyor. Bir kere olmuyor. Sadece her seferinde farklı oluyor o yüzden size hep "bu son" gibi geliyor. Gerçekten son olduğunda zaten sonlanacak, siz uğraşmayın. O arada yanınızdan yörenizden geçenlere yazık...

* Bir adamla sevişmek istiyorsanız sevişin anasını satayım! Uzatmayın, oynamayın. Bu yüzden ölen yok, abartmayın. Sonra rüyalarınızda görüp pişman uyanmaktan iyidir.

* Bir milyonuncu kere bile olsa bir daha söylüyorum: zamanınız çokmuş gibi davranmaktan vazgeçin. Çok mu az mı bilemeyiz ama "az mı" kısmının riski daha fazla. Ona göre davranın.


Derim ben. Naçizane, öyle...

4 Eylül 2012 Salı

barika'nın kuyusu: BEYAZ DİZİ GİBİ

barika'nın kuyusu: BEYAZ DİZİ GİBİ: Benim bir türlü açıklama bulamadığım şeye Emrah Serbes açıklama bulmuş: "Bir şeyi yanlış anladığımızda, sakladığımız arzularımızın d...

BEYAZ DİZİ GİBİ




Benim bir türlü açıklama bulamadığım şeye Emrah Serbes açıklama bulmuş:

"Bir şeyi yanlış anladığımızda, sakladığımız arzularımızın da ipuçlarını veririz. Bir şeyi yanlış anlamaktan ölesiye korkmamızın nedeni bu."

O gece de öyle demiştim ben: "Acaba ben mi yanlış anlıyorum?" , "Aslında bu gerilim yok da ben mi uyduruyorum?"
Hani öyle, buluttan nem kapan bir tip olsam kendi paranoyama verirdim o havayı ama değildim. Bildiğin halis mulis, katıksız bir kütüktüm. Elimden tutup çekilip öpülmedikçe, olana bitene anlam veremeyecek kadar saftım. Türk filmlerinde ki "Ama o aslında çok iyi bir insan ve beni de çok seviyor. Evleneceğiz biz" diye mahallenin bıçkın delikanlısının peşinden gidip ırzı namusu kaptıran, sonra da kötü yola düşen mahalle kızıydım.

Ne zaman ki bu üstte ki yazıyı okudum; anladım. Ah ben var ya ben, o kadar da saf falan değildim. Adım gibi biliyordum o gece olacakları. Ve hatta sonra ki geceleri de. Bile bile durmuştum aslında o kapının önünde. Zaten tahta kapılar, önünde durulsun diye varlar. Çelik kapılara benzemezler. İşte o tahta kapının önünde dururken biliyormuşum, biliyordum ama nasıl ödüm kopmuşsa artık gömmüşüm kafamı kuma. Kopar tabi! Bendeki öd, yamalı bohça. Her seferinde yamıyoruz, başka yerinden kopuyor.

O yazıda geçen "arzulamak" kelimesi, o geceden önce bir anlam ifade etmiyordu bana. Beyaz Dizi romanlarında "arzudan titreyerek birbirine değen bedenler" gibi fazla abartılmış erotik cümlelerde ki yüklemden öte bir yeri yoktu. "Arzudan titrenir mi" yi geçelim ama o anlarsa diye korkudan titrenir, bilirim.Titrerim. Titredim. Benim nasıl titrediğimi ise bilen bilir. Sağlam duracağım derken dizlerde ne kadar bağ varsa yırtan bir insanım ben. Ve buna rağmen duramamış...

Geçen gece de öyle dedim ben: "Acaba ben mi yanlış anlıyorum?", "Aslında ortada bir şey yok da ben mi uyduruyorum?" Herkes söylemiştir ama ben de söyleyeyim; ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Yani var gibiyse vardır. Yok gibiyse yoktur. Kadınlar bilir ve inkar eder; erkek yok gibiyse uzun zamandır yoktur. Ama var gibiyse; kaçma zamanıdır.






3 Eylül 2012 Pazartesi

barika'nın kuyusu: EVLENMEK DERKEN?

barika'nın kuyusu: EVLENMEK DERKEN?:  Eskileri karıştırırken, şimdi bakınca bir zamanlar nasıl olupta kullandığınıza şaşırdığınız ya da neden aldığınıza dair en ufak bir...

EVLENMEK DERKEN?






 Eskileri karıştırırken, şimdi bakınca bir zamanlar nasıl olupta kullandığınıza şaşırdığınız ya da neden aldığınıza dair en ufak bir fikriniz olmayan saçma sapan şeyler bulursunuz. Benim şifonyerimin üst çekmecesinde ki bilekleri tüylü, bordo kadife eldivenler gibi. Bu aşağıdaki yazıyı da eski kayıtları okurken buldum. Başlığı yok, toplamda kayıtlara göre on üç kişi okumuş, bana kalsa kimse okumasaydı derim. Çünkü tam bir saçmalık! Evlenmeye niyetim varmış, haberim yok!

http://barikaninkuyusu.blogspot.com/2011/09/sevgili-blog-bir-adam-buldum.html

O zaman "neden yazdın" diyorsanız; aslında yazının içinde vermişim cevabını: kafam güzelmiş be! İnsanın kafası güzelken kimlere, neler yazabildiğini sanırım hepimiz biliyoruz. Bilmesek iyiydi ama biliyoruz. O telefonların o körolasıca gönder tuşu, "emin misiniz" diye sormaya programlansa ne geceler, pardon, ne sabahlar kurtulur. Yazdığımız her b*ka, arama motorlarında "bunu mu demek istediniz" diye sorarken iyi, buna da sorun!
"Ulan hakikaten bunu mu yazmışım ben dün gece" ve "ulan hakikaten ona mı yazmışım ben dün gece" cümleleri ile zehir olan nice sabahlar... Bir ertesi gün hapı da buraya lazım. Neyse ki ben koşarak bloğuma yazmışım. Otokontrol dediğin tek dişi kalmış canavar.
 
Bu yazıyı yazdığım -ki bir yıl olmuş- adam bugün nerede, ne yapıyor bilmiyorum (Aslında biliyorum ama gıyabında. Yani ayrıntısını bilmiyorum. Aman bilmeyeyim zaten, ne hali varsa görsün, hıh!)  Daha fenası, bunu yazabileceğim belki de son adam için yazmışım; o kadarını hatırlıyorum. Bundan daha da fenası (düşünün artık!), bu laf öyle küt diye söylenecek laf mı? Hey Yarabbim! Ne içtiysem ben o akşam!Tarih, büyük yanılgılarda doludur, bilirsiniz. Benim tarih zaten Allah'a emanet.
En son o kafaya gelecek kadar içtiğimde Taksim Meydan'ında ağlıyordum. Zat-ı muhterem bilirler; çok pis ağlarım. Ama o kafaya gelmenin içmekle ya da ne içtiğinle ya da ne kadar içtiğinle ilgisi yoktur. Kafa, öyle bir yerde, öyle bir adama, öyle bir takılmıştır ki; bir bardak su bile getirir seni oraya. En tehlikeli zamanlardır, en tehlikeli akşamlardır, gecelerdir ve en berbat sabahlardır.

Özlemiş miyim ne? Yoksa sadece kaşınıyor muyum? Eylül ayına veriyorum bu durumu.
Ve size bir tavsiye: Bir yerlerde Hectorlar varken Parislerle vakit kaybetmeyin. Ben de etmeyeyim. Öptüm sizi.
 

30 Ağustos 2012 Perşembe

barika'nın kuyusu: ÇAY VE DİĞERLERİ

barika'nın kuyusu: ÇAY VE DİĞERLERİ: Sevgili blog, Bir bardak demlenmiş çayın yerini tutabilecek bir şey icat edilene kadar İsviçreli bilim adamlarını dikkate almamaya ka...