4 Şubat 2011 Cuma

DENİZ MİSİN; LİMAN MI?

Ben bu cümleyi bir duvarda gördüm. Öyle alakasız bir şekilde, şehrin ortasında ki herhangi bir duvara yazılmıştı ve ben otobüsle önünden geçiyordum. Saniyenin onda birinde okuyup geçtiğim bir cümle olarak kalabilirdi normalde ama bazı cümleler de bu şekilde olmuyor işte.
Ben hangisiyim acaba diye düşündüm sonra. Yerimde duramamalarım, gitmelerim, gitmek istemelerim, açıldıkça daha da açılmaya meyilli oluşumdan bir tarafım deniz ama bazı şeyleri hayatımda sabitleme çabam, bana sığınacak olanı sonuna kadar koruma derdim, güvenilir biri olma kaygım yüzünden de bir tarafım liman. Bazen biri, bazen biri ağır basıyor da o yüzden karasızım. Herkeste benim kadar karışık, içiçe midir bilmiyorum. Mesela benim ezikböcek, limandır bana göre. Liman tarafı ağır basar yani.
Bir de hiç biri değil de sanki bir koca yelkenliymiş gibi duranlar var. Yelkenler ne kadar büyükse; o kadar denize bağımlılar limandan ziyade. Daha kaygısız, daha umarsız bir hal onların ki. Ne de olsa biri yoksa diğeri var. Denizde umduğunu bulamazsa limana kaçar; limanda sıkılırsa denize çıkar. Biz de onların gelişini de gidişini de sorgulamadan kabul ederiz. E kural bu, böyle işliyor. Ne kadar şikayet edersek edelim, kucağımız hep açık onlara. Ya maceralarını dinlemek için ya da o maceralara eşlik etmek için bekliyoruz. Kursağımızda bile kalsa hevesimiz hiç geçmiyor. Ama kabul etmek lazım, kocaman yelkenleri açılmışken o ihtişama kim karşı koyabilir. De abartmamak da lazım. Yani balıkçı kayığına da yelkenlinin yerini vermemek lazım. E bir zahmet aradaki farkı görmek lazım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme