19 Şubat 2011 Cumartesi

OTOBÜS GÜNLÜĞÜ 1

Sevgili blog, sana bu satırları Kamil Koç un İzmir otobüsünde 35 numaralı (şirin tesadüf) koltuktan yazıyorum. Allahım bana acıdı ve dolu otobüste bir tek bana yanı boş koltuk düştü ki bileti otobüsün kalkmasından sadece yarım saat önce almıştım. Tabi bakalım bu saltanat nereye kadar sürecek? Yolda hangi duraktan yanıma bir piyango düşecek? Merakla bekliyoruz, devamı az sonra...
Otobüslerde internet uygulamasına geçilmesi bu memlekete ne kattı dersen, bana eğlence çıktı işte. Ona buna feysbuktan sataşıp, "şu anda Susurlukta ayran hüpletiyorum" gibi manasız durum cümleleri kurabiliyorum mesela. Neredeyse 8 (normalde 7 ama bunlar Bursa da falanda durduğu için mecburen 8) saat süren yolculuğun iki şıkkı var: birincisi; genelde yaptığım gibi İstanbul il sınırında uyumaya başlar (Balıkesir de hafifçe gözünü aralasan da kalkmaz) ve İzmir-Bornova da uyanırsın. ikincisi; aklına bir şeyler -ki biz onlara düşünce diyoruz- gelir, son dönemlerin hesabını yapmaya başlar, kurdukça kurar, görmediğin ayrıntılarda boğulur, nah uyursun. Hele bir de kulağında kulaklık, listende Emre Aydın varsa öğürecek hale gelirsin klip gibi düşünmekten. Ama bu sefer yapmadım öyle bir hata. Sürekli bir Hayko Cepkin ve Vega yüklemesi vardı zaten bünyede son bir haftadır, onların tortusu bile yetiyor şu anda bana.
Önümüzde ki 15 günden sonra 30, yazıyla otuz yaşına girecek bir insan olmanın halet-i ruhiyesi geldi oturdu bile.(Evet bu konuyu zırt pırt gündeme getireceğim çünkü kendimi buna alıştırmaya çalışıyorum). Dün akşam Asmalı dönüşü kuzenime de belirttiğim gibi: "ya otuzumuza geldik de elle tutulur ne yaptık acaba?". Of bu soru ve bu sorunun cevabı çok rahatsız ediyor beni! Arpa boyu bir cevabım var çünkü. O yüzden hemen atlıyorum.
Yolcunun yahut eskilerin dediği gibi "seferi" nin duası kabul olurmuş. Ah Gamzem bu sana bir şeyler hatırlattı mı? Bir adam dilemiştim seninle beraber bundan yıllar önce bir otobüs yolculuğunda kaşına gözüne kadar tarif ederek ve tutmuştu gözünün rengine kadar ama karakterde bir şeyleri eksik dilemişim. Hatta temelde mümkünse hislerimiz karşılıklı olsun demeyi unutmuşum. (Ben bunu anlatmış da olabilirim, balıklığıma verin.) O yüzden lütfennnn ayrıntılı ve mantıklı dualar ediniz. Spesifik olarak isteklerinizi belirtiniz!
Acaba bu otobüsümüzün sinema koleksiyonunda ne var? (Bir saniye ne olur herkes yerine herkeş ve herkez denmesi yasaklansın. Hatta bu konuda bir kanun falan çıkarılsın. Bu konuyu bence içki yasağını 24 yaşa göre düzenleyen komisyona havale edebiliriz, tam onların kalemi. Çıkış noktamı soranlar için cevap: az ötemde telefonla konuşan vatandaş. "ya herkeşe söleeemiş ya herkeşe, ayıp ama yaaaa"). Bu arada feribota geldik sevgili blog, naber? Ben bu kuyrukta iki saat, rakamla 2 saat beklediğimi bilirim. Bu hafta normalde bilgisayara bakma kotamı doldurdum. Artık dibine geldiğim bir Perihan Mağden im var, onu okuyup akabinde mışıl mışıl uyuyacağım. O yüzden şimdilik son sözlerimi pardon sözcüklerimi yazıyorum ki otobüste zaten feribotumuzun zangırdayan zeminine yerleşti. Üşenmez de kıçımı kaldırabilsem çıkıp denize doğru şöyle bir esnerdim (yapabileceğim en sıkı eylem bu şu anda) ama inan olsun kalkamayacağım yerimden. Hem zaten bu külçe ağırlığında ki bilgisayarı bırakıp çıkmayayım diye yanıma alınca ağırlığından eziliyorum. Bir önceki sefer hava nasıl güzel, nasıl güneşli, ben elimi kolumu sallayarak yukarıdan Topçuların ufaktan ufaktan uzaklaşmasını izlemiştim. Ohh miss! Şimdi de uyuyacağım ben. Sallanan feribotta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme