12 Ağustos 2010 Perşembe

KARDEŞİ ASKERE GİDEN ABLA SENDROMU

Ya bu çocuk hiçbir şey yemezdi de bizi deli ederdi! O kadar zayıftı ki; dizleri, bacaklarında yumru varmış gibi dururdu. Sonradan bir açıldı maşallah pir açıldı. Ama bir gözleri vardı bebekken. Yüzünün yarısını kaplardı kocaman, kapkara zeytinler… Çektirdiğimiz bütün resimlerde surat asardı, yeni yeni gülümsemeye başladı objektiflere. Benden 5 yaş küçük ama O, hep benden 5 yaş büyük gibiydi. O hep benden daha gerçekçi ve daha mantıklıdır. Ben ne kadar coşkun deniz gibi “hadi yapalım!” cıysam O da o kadar tartıp ölçenlerdendir.

Beni yattığım yatakta ki battaniyenin içine tıkıp salona kadar sürükleyen, sırtına çıkıp suya atladığım kocaman adam yahu bu çocuk ama çocuk işte. Küçük hala… Karşılıklı ilk rakı içişimizi hatılıyorum da o zamanda bakmıştım şöyle bir karşımdaki adama, benim kara kuru çocuk muydu bu? Sanki askere giden o değil de başkası. O ne zaman bu kadar büyüdü, ben ne zaman bu kadar yaşlandım. Beraber büyüttük birbirimizi hala da büyütüyoruz. Şimdi şanslı velet, bu ülkenin yemekleri en güzel yerlerinden birine de düştü, artık hep beraber yeriz içeriz.

Canım kardeşim, ablasının bitanesi, kuzusu, yolun açık olsun, hayırlı teskereler olsun. Seni çok seviyorum. Bir ömür boyu sırt sırta duracağız inşallah. Ve ikimizde bunun ne kadar değerli olduğunu bilecek kadar büyüdük maalesef...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme