5 Aralık 2014 Cuma

BU BİR HİKAYE... Mİ?

Birbirimize "tabi o kadarı olmaz da" dediğimiz zamanları dün gibi hatırlıyorum. Alkol alımının gece saat ona kadar kısıtlanmasına o kadar söylenmiştim ki; bundan bir kaç sene sonra satımının tamamen yasaklandığında göreceğimi bilsem belki sesimi daha fazla çıkarırdım. Ama dedim ya; biz sürekli birbirimize "yok artık, o kadarını yapamazlar" deyip duruyorduk.
Alkol zaten asla ana gündem maddesi değildi, o daha çok yaşayan güruhlardan birini diğerine "haramkar" ve "günahkar" göstermek için bir tuzaktı. Nefreti körüklemek için, hasedi arttırmak için, kötülemek, karalamak, çamurlamak için. İşe de yaradı. Birbirimizden nefret ettik.

O kadar hızlı kabul oldu ki yasalar, kararlar, kararnameler ve o kadar hızlı günah oldu ki bazı şeyler; yetişemedik. İtiraz eden dinsiz oldu; dinsiz olmak bu ülkede en büyük suç oldu. Neye inanacağınıza siz daha ana karnındayken karar verdi devlet ve anaokulundan itibaren size bunu dikte etti. İnanmamak ya da kendinizce dininizi yaşamak, mezhebinize göre oruç tutup namaz kılmak diye bir seçenek kalmadı. Çünkü Sünnilik dışında tüm mezhepler yok sayılabilmesi için yok edildi.

Karma eğitim, kız erkek ayrılmalı konuşmalarından yaklaşık iki sene sonraki eğitim yılında bitirildi. Kız çocuklar için zorunlu eğitim dört yıla düşürüldü; evden eğitim için gönüllü, okula göndermeye durumu olmayan ailelere kız çocuk başına gerekli meblağın aylık olarak ödenmesi gündeme geldi. Erkek çocuklar için zorunlu eğitim 4+4+4 olarak bırakıldı. Din eğitimi anaokulundan itibaren zorunlu hale getirildi. Ortaokuldan itibaren ise Arapça zorunlu ders olarak veriliyor. Üniversitelerde kız ve erkek öğrenci kontenjanlarına farklı katsayılar getirildi.

Bundan yaklaşık bir buçuk sene sonra ise kadınların çalışmalarının eş veya baba gibi aile büyüklerinin iznine tabi olması seçeneği gündeme getirildi.

Devlet Opera ve Balesi, geçen sene perdelerini kapattı. Özel tiyatroların çoğu ya iflas etti, ya getirilen düzenlemeler nedeniyle kapanmak zorunda kaldı. Şehir Tiyatroları sadece üç büyük şehirde kaldı ve senelik oyun sayısı sınırlandırıldı. Oynanacak oyunların atanan bir sansür kurulu onayından geçmesine karar verildi.

Emniyet güçlerinde yapılanmaya gidildi. Polis teşkilatının yetkileri yeniden düzenlendikten sonra Özel Güvenlik Kolu adı altında sokak devriyesi yapacak, sokaklarda ve şehirlerde asayişi düzenleyecek, gerekli kuralları uygulayacak bir birim daha yaratıldı. Bu birime olası şüphe durumunda tutuklama yetkisi, ahlaksızlık, hırsızlık, zina vb suçlarda müdahale yetkisi verildi.
Bahsi geçen zina, hırsızlık suçları gibi suçların cezaları kanunlarda ağırlaştırıldı. Dini nikah, resmi nikahla birlikte zorunlu hale getirildi. Dini ve resmi nikah olmadan birlikte yaşama; zina suçu kapsamına alındı ve cezai müeyyide uygulanmasına karar verildi. Nikahsız çocuk sahibi olmak ise ahlaksızlık suçu olarak addedildi ve yaptırımı hapis cezasına dönüştürüldü.

Üçüncü havaalanı açıldıktan sonra ikinci havaalanına dönüştü çünkü Atatürk Havaalanı uçakların rotalarındaki sapmalar neden gösterilerek kapatıldı. Havaalanının bulunduğu arazi, yabancı bir şirkete satıldı daha sonra İstanbul'un en büyük yaşam sitesi ve AVM'si bu alana inşaa edildi. Üçüncü köprü bittikten sonra da İstanbul'un trafiğinde gözle görülür bir iyileşme olmadı ama İstanbul'un ikinci büyük yaşam sitesi de köprünün hemen ayağına inşaa edildi.

Taksim Gezi Parkı yıkıldı. Topçu Kışlası inşaa edildikten sonra Atatürk Kültür Merkezi de yıkılarak yerine Osmanlı mimarisi görsellerini taşıyan büyük bir AVM inşaa edildi. Asmalı Mescit mevkiindeki restoranların dışında Beyoğlu'nun genelindeki mekanlarda alkol satışı kaldırıldı.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan sonra, Başbakanlık da 750 odalı konutu ile eski adıyla Atatürk Orman Çiftliği; şimdiki adıyla Ak Hadaik-i Hassa (Ak Saray Bahçeleri) 'ya taşındı.  

Sadece devlet erkanını koruması için ordu içinde Beyaz Üniformalılar adı altında özel bir birim kuruldu.

Twitter kapatıldı.

e-yasalarda internet kullanımına belli sınırlamalar getirildi. Pek çok siteye Türkiye üzerinden erişim engellendi.

Gösteri ve yürüyüş haklarını içeren yasada radikal değişiklikler yapıldı. Meydanların tamamı gösteri ve yürüyüşlere kapatılırken sadece şehirlerin kendi belediyelerinin yapacağı organizasyonlarda kullanılmasına izin veriliyor.

Bu bir hikaye, bu hikaye burada bitti mi? Bilmem. Başladı mı? Evet.


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme