14 Aralık 2011 Çarşamba

VİSKİ, BÜTÜN BOŞLUKLARIN ANASIDIR.



Size bu satırları mutfakta kahve fincanı kalmadığı için çay bardağına kahve yapmış biri olarak yazmaktayım. Hayır, o kadar pis değilim, sadece ofiste 182 kişi aynı anda Türk kahvesi içince, ofisin kahve fincanı rekoltesinde düşme görüldü. Ama o kadar kötü yapmışım ki kahveyi; telveyi avuçla ağzıma atıp üzerine su içsem daha lezzetli olabilirmiş. Bana annem, arkadaşım, başka arkadaşlarım, iş arkadaşlarım, kuzenlerim, bilumum tanıdık-tanımadık tarafından defalarca anlatılmış ve gösterilmiş olsa da ben Türk kahvesi yapamıyorum. Evet, itiraf ediyorum, yapamıyorum. Hayır, beni istemeye gelirlerse ne yapacağım diye düşünmüyorum. Çünkü birincisi kahve makinesi diye bir şey var (ben bu elimde ki kahveyi de makinede yaptım ama olsun); ikincisi beni istemeye gelen yok. En azından bu önümüzde ki 5 yıllık kalkınma programımızda buna yer yok. Bu, kalkınamayan tarafımız. Güdük kaldı biraz, idare edin.


Normalde ben Türk kahvesi sevmem, aramam, aman olsa da içsem demem ama işyerinde herkesle beraber her öğle yemeği sonrası “hadi bi kaave içelim” diye diye içer hale geldim. Ama hala aramam ve sevmem. Diyorum da, geçenlerde İzmir’de, evde, öğle vakit canım kahve isteyince sevgili Semiş’ten istemiştim, hatırlatırım kendime. Zaten bir keresinde de kendimi yakılmış sigaranın dumanını içime çekerken yakaladım. Basbaya tiryaki olmuşum ben. Pasif tiryaki.

Nargileyi beceremedim ama. Birkaç kere denedim, her denememde boğuldum, dumanını yuttum, boğazım acıdı. Ama elmalısı da acayip kokuyor yahu! İçime çekiyorum ben de. Ulan böyle böyle kafa buluyorum, hadi hayırlısı. İyi yanımda birileri esrar falan içmiyor. Onu da içime çekerdim kesin. Rock’n Coke’ ta (2006) 15 yaşında bir grup velet daire olmuş, sigara çeviriyordu, ben de tam yanlarında ayakta durmuş, hatırlamadığım bir grubun çıkmasını bekliyordum. Bir o zamandan kokusunu almışım ama onu da hatırlamıyorum. Bir de viski içersem film kopuyor, hatırlamıyorum. Yok onu baya baya hatırlamıyorum, tertemiz.

Bir zamanlar gittiğimiz barın (nerden baksan üç yıl olmuştur) ortaklarından birine nasıl hastayım! Ama her zaman ki gibi sadece uzaktan bakıp, o bakarsa da kafamı çevirerek belli ediyorum ilgimi. Hani çocuk bunalmasın diye. O zamanlarda o bar, tıklım tıklım, e biz de müdavim sayılırız. Adam arada geçerken kafasıyla selam veriyor, bana yetiyor. Nasıl olduysa bir akşam onca şeyin üzerine bir shot viski içtim. Ertesi sabah… Ertesi sabah, bir önceki geceden benimle olan kimle konuştuysam bana abuk sabuk şeyler anlatıyor. Yok efendim nasıl o kadar çok midye dolma yiyebilmişim, yok efendim Zafer’le (aha ilk defa isim telaffuz ettim) ne konuşmuşum, yok efendim Zafer’le (blogta telaffuz edilen ilk isimdir kendisi, iyi okuyun) ne güzel dans etmişim. Tabi hepsi yalan! Uydurma! Spekülasyon! Çünkü ben gayet onlarla eğlendim, içtim falan sonra oradan çıkıp evime gittim, yattım uyudum. Zafer nereden çıktı? Adamla bir "meraba, meraba" mız ancak var. Bir olup benimle kafa buluyorlar diyeceğim ama birbirlerinden alakasız yerlerdeler ve görüşemezler. E nasıl aynı şeyleri iddia ediyorlar? Şöyle; etmiyorlar. Viski bende kısmi hafıza kaybına yol açıyor. Evet, ben bütün bir geceyi hatırlıyorum ama viskiyi içtikten sonra sadece Zaferle ilgili kısımları hatırlamıyorum. Onunla viskiden sonra tanışmış olmamıza yanacağım ama büyük ihtimalle viski sayesinde tanıştık zaten. Yani sen 6 ay boyunca uzaktan uzağa adamı beğen, bir gecede hem beraber midye dolma ye hem dans et ama hiçbirini hatırlama. Onun yerine zaten bildiğin ve tanıdığın insanlarla yaptığın gayet sıradan ve önemsiz şeyleri hatırla! Bir daha viski içmek mi? Peehhh! Dedim ama onu da Yaso kırdı. Neyse, o da zamanı gelince anlatacağım başka bir hikaye.









1 yorum: