10 Haziran 2010 Perşembe

YUKARISI

Asla bitmeyecek sandığımız hikayeler bile biter. Yok canım nasıl unuturum, nasıl atlatırım, nasıl üstesinden gelirim demek boşuna. Bir bakarsınız zaten bunların hepsi kendiliğinden oluvermiş. Böyle, bir sabah uyanmışsınız, o boğazınızdan karnınıza kadar uzanan derin yarık kapanıvermiş. Evet, evet bir gecede! Şaşılacak şey değil mi? Değil! İnsanoğlu kendini sizin sandığınızdan daha hızlı ve iyi tedavi eder. Tamam, şimdi buna inanamıyor olabilirsiniz, anlarım. Hele de yaranız hala canlıysa, hala nefes alıyorsa; hiç inanmayabilirsiniz ama bana güvenin. Tecrübeyle sabittir.
Nasıl oluyor biliyor musunuz? Bir anda gerçeği görüveriyorsunuz. Sanki bir tür aydınlanma gibi. Birden, o çok yukarı koyduğunuz için net göremediğiniz insanların üzerine bir yerlerden ışık vuruveriyor ya da belki siz bir an için daha dikkatli bakıyorsunuz. Bazen de öyle bir an oluyor ki o insan, o tepede ki tahtında tutamayacağınız kadar sallıyor kendi yerini. İşte o zamanlarda siz de farkediyorsunuz ki o taht zaten büyükmüş ona. Ne kadar da ufakmış, dolduramamış bile içini. Zaten doldursa böyle bir sallantıda düşer miydi o tahttan? Yoksa kolay mı öyle o kadar yüksekten düşmek? Ama işte dedim ya, siz o kadar yükseği o kadar net göremiyorsunuz. En iyisi biraz yakından bakmak. Korkmamalı insan kendini de yükseğe taşımaktan. Her şeyi ve herkesi aynı seviyeden aynı netlikte görmek mümkün değil ki. Siz neden hep aynı yerde durasınız?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme