16 Ocak 2013 Çarşamba

OKEYE DÖNMEK



Harika bir Göksel şarkısı derki: "Bir sırrı dillendirmekten korkuyordum; ve ölesiye yalnızlıktan..."

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte (evet, bu da başka bir sözü ama Destina'nın konumuzla bir alakası yok) kollarımızı mengene gibi sarıyoruz sevdiceğimizin etrafına. Mengene de iyi sıkar ha! Sonra ne mi oluyor? Siz hiç bir balonu kucaklayıp sıktınız mı? Bu eylemin genelde iki sonucu vardır: o balon ya pırt diye fırlar gider elinizden ya da patlar. Böylece o kollar ne olur, -aferin- boş kalır.

O ölesiye yalnızlık korkunuz için iki çift lafım var: yalnız kalmayacaksınız. Neredeyse yedi milyarlık (2007 verilerine göre 6,6 milyar ama en güncel veri için buyrun saniye saniye nüfus ölçen Worldometers sitesi: http://www.worldometers.info/tr/ ) nüfusu olan, artı her gün bilmem kaç yüz bin doğum gerçekleşen dünyamızda metre kareye bu kadar çok insan düşerken bu korkunuz hiç de mantıklı değil. Hatta her an bir Çinli ya da Hintli ile (ne yapalım ağırlık onlarda) ahbap, sevgili, kardeş neyin olabilirsiniz.

Asosyal, şizofren, agorafobik (kalabalık korkusu), frijit vesaire değilseniz -ki olsanız bile yok terapi grubuydu, yok destekti bilmem ne derken orada da bir sürü insan olacak etrafınızda- yalnız kalmazsanız. Hatta bazen yalnız kalmak için çabaladığınız halde yalnız kalamazsınız. Kalabalıklar içinde yalnızlık dediğiniz şey bambaşka bir düşünce alemine dalmaktır ki her düşünce aleminin kendine ait müritleri vardır. Yani bugün, içinde yalnız kaldığınız o kalabalıklardan, ileride başkalarını yalnızlığa iteceğiniz bir kalabalığa geçmeniz mümkündür.

Elbetteki kimse, kimsenin yerini tutmaz, tutmayacak. Ama mantık bu değil ki. Gelenle gideni, armutla elmayı kıyaslar gibi kıyaslayamazsınız. Çünkü siz de onun için gidenin yerine gelensiniz. Bir önceki orada olmadığı için oradasınız ve o da bir önceki artık orada olamayacağı için orada.
 Elbetteki bugün en yakınımızda tuttuğumuz insanları herhangi bir sebepten bin fersah geride tutma düşüncesi korkunçtur. Koynunda yattığınız insanın bir yabancıya dönüşmesi fikri berbattır; eminim. Ama lisede birbirinize binlerce söz verdiğiniz o ilk aşkınız artık tarih olabilmişse, eski sevgilinizi bugün sokakta gördüğünüzde en az bir tebessüm edip kafanızı çeviriyor; en fazla ayak üstü "n'aber" diyebiliyorsanız, boşandığınız eski eşiniz kendi hayatını kurmuş ve siz de artık yeni yüzlere alışmaya başlamışsanız demektir ki herkes herkesin hayatından çıkabilir.

Tabi ki bu bahsettiğimiz vakti gelenler için. Gerekli sabrı gösterip, gerekli özverilerde bulunup, gereken adımları atıp, herşeye rağmen artık bir arpa boyu dahi gidemeyeceğimizi fark ettiğimiz anlar için. Üstelik de alınması gereken metrelerce yol olduğu halde...

Vakti zamanında bir arkadaşım bana "hiç etrafına bakmıyorsun" demişti. Vakti zamanında bir kuzenim de aslında "hiç etrafımıza bakmadığımızı" bize ispatlamış oldu.

Demem o ki; alınacak sayı yokken, hali hazırda eksideyken okeye dönmeye gerek yok sanırım. Son taşı atıp, ıstakayı boşaltın. Yeni elde önünüze gelecek taşları kim bilebilir ki...

3 yorum:

  1. okeye dönmek başka elindeki okeyi atmak başka.

    YanıtlayınSil
  2. Ruhuma ilaç gibi geldi yazın:)

    YanıtlayınSil
  3. etrafa bir baktım, ne gördüm dersin???
    Adı rüzgar :)
    rüzgar gibi geçmesin de..şimdilik iyi birşey tabii.. yoksa doğru hepsi gider, peh

    YanıtlayınSil