13 Aralık 2012 Perşembe

SINIR KAPISI


Ben de herkese dağıtılacak akıl çokta; iş kendime gelince ekmeğe sürülecek kadar akıl yok. Hocanın dediğini yap ama yaptığını yapma misali...

Genelleme yapmak istemezdim ama yapacağım (evet, yine): ilişki denen meret; zor. Başlaması, yürütmesi, bitirmesi bütün aşamaları zor. Kendi zor. Sağıma soluma bakıyorum, bir tane de ucu kaçmamış, elle tutulur, yenilir yutulur bir çift göremiyorum. Herkesin kendi ilişki dinamikleri içinde kendine özgü sorunları var evet ama ben, birden fazla ilişkide, birden çok sorun görünce ürkmüyor değilim.
Bunlardan biri şu; herkesin bir diğer herkesin hayatının eşiğinden ayağını bu kadar rahat atması tuhaf geliyor bana. Burnunu sokması, elini atması, öte tarafa geçivermesi... O sınırlar bir anda değil, yıllar içinde çiziliyor. Tebeşirle çizmiyoruz, lütfen! Çizene kadar ebemiz ağlıyor. Ama nedense herkes bir diğerinin onca zorluktan sonra ve onca zorluk nedeniyle çizdiği bu sınıra "ve ne kaddar güzal geçemeyacağız oyle mi" muamelesi yapıyor. Geçemeyeceğiz. Geçemeyiz. Tek bir yer hariç: her sınırda bir de sınır kapısı vardır.
Kapıyı kullanın. Çok zor değil. Yeri belli, yurdu belli. Sizin beklendiğiniz, buyur edildiğiniz, kabul edildiğiniz yer orası. Ötekinin adı kaçak girmek. Dünyanın her yerinde suç, bilmiyor musunuz? Biliyorsunuz. Ama nedense banka soyup Meksika'ya geçmeye çalışan Amerikalı haydutlar gibi ikide bir sınıra dayanıyorsunuz. Haydut musunuz?
Siz, geçilecek kapıları bırakıp sınırdan kaçak girmeye çalışırsanız iki şık var: ya geçmeden daha sınırda yakalanır takibe alınırsınız ya da geçer, içeride yakalanır, sınır dışı edilir ve sittin sene bir daha içeri giremezsiniz. Kapıdan bile... Seçim sizin. İster kapıdan ister bacadan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme