10 Aralık 2012 Pazartesi

AYNA AYNA




Ne yazacağımı ya da nasıl yazacağımı düşündüm birkaç gün. Ama bazı durumlar için kurulacak doğru cümlelerin sayısı sınırlı oluyor.

Hayatlarımızın büyük bir kısmını arkadaşlarımız kaplıyor. Kendi ailelerimizi kurana kadar ailelerimizden bile fazla… Hayatımızın rutini onlarla beraber oluşuyor. Ve rutinin dışına çıktığımız zamanlar da onlarla beraber oluyor.

Yiyoruz, içiyoruz, sarhoş oluyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz, kavga ediyoruz, aşık oluyoruz, terk ediliyoruz, terk ediyoruz, kayboluyoruz, tartışıyoruz, itişiyoruz, meyhanelerde içip; barlarda dans ediyoruz, sokakta kalıyoruz, aynı odada yatıyoruz, berbat şarkılar dinleyip dalga geçiyoruz, korkunç filmler izleyip birbirimizi korkutuyoruz, tatile gidiyoruz, denize dalıyoruz, tepeye çıkıyoruz, aç kalıyoruz, fakir düşüyoruz, bir anda zengin olup har vurup harman savuruyoruz, savruluyoruz…

Ne kadar bağlandığımızı anlamak için bazen o bağların kopması gerekiyor. Bu da bizim anlayışsızlığımızdan. Ben kendi bağlarım kopmadan kıymetini anlayacak şeyler gördüm bu ara; bir dostun, bir arkadaşın aniden hayatınızdan çıkıp gitmesinin nasıl bir şey olduğunu. Sizi gözünüzden tanıyan, ne yiyip ne içtiğinizi, çaya kaç şeker attığınızı bilen, zor zamanlarınızı kolaylaştıran birinin eksilmesini gördüm. Benim hayatımdan değil ama arkadaşlarının hayatından…

Bugün durduğumuz noktayı ve o noktadan etrafımıza nasıl baktığımızı ve hatta o noktadan bakınca neler gördüğümüzü etkileyen, sağlayan, var eden, oluşturan aşamaları onlarla ve onların sayesinde geçtik, geçiyoruz.

Demem o ki; kankalarınıza, pampalarınıza, pampişlerinize, kardolarınıza, arkadaşlarınıza, dostlarınıza, yoldaşlarınıza iyi bakın. Çok iyi bakın. Çünkü bu, aynaya baktığınızda gördüğünüz şeye çok benziyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme