12 Nisan 2012 Perşembe

GEÇİCİ DÖVME ZARARLIDIR



Bugün mail kutumda bundan bilmem kaç yıl -ama sanırım 8 yıl falan- öncesine ait birinden bir mail gördüm ve resmen irkildim. İrkilirim tabi. Anlatayım da anlayın.


Bendenizin aşık olduğu adamlardan köşe bucak kaçan bir ruh hastası olduğu zamanlardı. Öyle ki; karşımda ki adama ancak iki türlü davranabiliyordum: “kanka naber ya” modu veya tamamen iletişimsizlik. Ortası yok. Öyle “ben senden hoşlanıyorum” sinyalleri, yok efendim mesaj vermeler, kur yapmalar, nerde? Hiç birini de beceremediğim gibi bir de ağzımı açıp da tek kelime laf etmiyorum. Ama bekliyorum ki anlasın, tahmin etsin; müneccim boku yemiş adamlar cirit atıyor sanki etrafımda bekliyorum da bekliyorum. Ne oluyor? Avuç yalamada dünya rekoru! O dönemde öğrendim ki; erkek milletine bir şeyi direkt olarak söylemezseniz anlamıyor. Her geçen yılda da bunun sağlamasını yaptım zaten. Neyse…
İşte o zamanlarda, daha önceden bahsettiğimiz “bira kutusu” ile olan sarsıcı ve travmatik sorunlarımı (ama tamamen bana ait sorunlarım) yeni atlatmış, kendisinden ağzımın payını almış (bkz: hayatımın önemli üç cümlesinin birincisi), böyle bir rahatlamış halde ortada kalmışken; kabak çiçeği gibi açılma emareleri göstermeye başlamıştım. Nasıl, şöyle; ne olacaksa olsun psikolojisine girmiş, bundan sonra da bir adam için kendimi kasarsam ne olayım halindeydim. (insan bir sözü bu kadar mı tutamaz!) Tam da o esnada bir arkadaşım geçici dövme yaptırmaya karar verdi. Evet, ben de biliyorum geçici dövmenin alkolsüz bira gibi bir şey olduğunu ama işte çok gençtik, cahildik falan. Bu da kaderin cilvesi işte, Alsancak’ta -nereden bulduk hala bilmem- pasajda bir dövmeciye gittik üçümüz. İkisi dövme yaptırırken ben de adamla geyiğe başladım, her şey de öyle başladı. Zaten ben birileriyle geyiğe başlıyorum, arkası çorap söküğü gibi geliyor. Bunun da sonrası söküldü. Adamla baya muhabbet ettik ama tuhaf bir tip. Tam karikatürize dövmeci tipi. Beline kadar rastalı saçlar, gözler sürmeli, ellerinde bir dolu yüzük, siyah tişört falan filan. Ben de baya Kezban gibi olduğum ve bir zamanlar uzun saçlı erkekler zaafım olduğundan olacak ortalık biraz -çok keskin bir Türkçeyle- yavşadı. Oradan sonra da bir zaman msn’den konuştuk. Lütfen, şimdiki gençler bilmez, bizim zamanımızda nice ilişki bu yolla başladı. Msn’in üzerimizde emeği çoktur. İşte o sayede beni bir akşam çıkmaya ikna etti. Ben de “eeh, ne yapalım gidelim bakalım” dedim. Dedim de…
Yer: Alsancak, zaman: akşam üstü. Benim “dövmeci” ile dükkanın önünde buluştuk. “Nereye” gidiyoruz dedim, “seni İzmir’in ilk rock barına götüreceğim” dedi. Ne diyeyim, iyi dedim. Kordon’da Deniz Atı diye bir yer vardır, bilen bilir. Te 1980 lerden beri falan var, işte orası. Gittik, iki de arkadaşı geldi (evet bu ilk buluşma! Ama daha bitmedi) hep beraber önce orada oturduk. Sonra dediler ki “hadi gidelim”. Nereye? Yani sordum tabi ama pek aydınlatıcı bir cevap alamadım. Bir yere gitmeleri gerektiğini, bir iki saat için onlarla gelmemi istediler. Ay ben neyime güveniyorsam artık, takıldım peşlerine gittim. Şimdi sıkı durun, burada okuyucuları etkilemek amaçlı hiçbir abartma yoktur. Gittiğimiz yer: İzmir Dövmeciler Derneği olağan toplantısı. Valla ya! Bir mekanın içinden geçip, bodrum katına indik. Aşağıda iki büyük ahşap masa birleştirilmiş, etrafında da İzmir’de ne kadar dövmeci, piercingci, kınacı, ıvır zıvır varsa orada. İçlerinde en normal görünen insan benim. Hepsi her taraflı dövmeli, takılı tokalı, kocaman adamlar birkaç tane de hatun var. Film sahnesi gibi! Bende ki şoku görmeniz lazım. Adamla ilk buluşmamızda geldiğimiz yere bak.
Ben orada iki saat falan kaldım. İzmir’de dövmecilerin ne tip sorunları var falan baya iyi biliyorum. Nihayet oradan çıktığımızda bana dönüp “sıkıldın mı” dedi ya; ben o şokla “yok, baya değişikti” deyiverdim. Sonrası bildiğiniz itiş kakış. Beni zorla o zamanlar Bornova’da bir barda çıkan Gripin konserine götürmeye çalıştı. Çalışırken de kolumdan asıldığı için otobüsümü kaçırdım. En son sokakta “gelmiyorum ben ya!” şeklinde bağırmamın “hayır” demek olduğunu -nihayet- algılayabildiği için; beni rahat bırakıp arkadaşlarıyla konsere gitti. Hey Allahım, az daha ilk öpüştüğüm adam olacaktı, neyse ki yırttık. (sene hesabı yapmaya çalışmayın, boşa bunlar)
Ha benim ondan kaçma sebebim tabi ki beni böyle "ilginç" bir yere götürmesi değildi, valla, benim sebebim bana “benim burada bununla ne işim var” hissi vermesiydi. Daha önce bir adamın yanında sonsuza kadar kalabileceğini hissetmiş birisi için takdir edersiniz ki bu hiç de tatmin edici değildi. Ben de o yüzden kaçtım. Uzun zaman da ortalıkta görünmedim. Ta ki bir akşam yeniden bu sefer başka bir acayiplik için o sokağa gidene kadar. Ama bu ayrı bir hikaye.

Not: Ha gelen mail mi, hiç ya, otomatik gelen spam maillerden biriydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder