30 Ağustos 2012 Perşembe
barika'nın kuyusu: ÇAY VE DİĞERLERİ
barika'nın kuyusu: ÇAY VE DİĞERLERİ: Sevgili blog, Bir bardak demlenmiş çayın yerini tutabilecek bir şey icat edilene kadar İsviçreli bilim adamlarını dikkate almamaya ka...
ÇAY VE DİĞERLERİ
Sevgili blog,
Bir bardak demlenmiş çayın yerini tutabilecek bir şey icat edilene kadar İsviçreli bilim adamlarını dikkate almamaya karar verdim. Zaten onlarda beni kaale almıyorlar. Alsalar bugüne kadar kokmayan çamaşır suyunu icat ederlerdi. Çok mu zor! Çok mu zor? Yıl olmuş 2012, pehhh!
Bugün Zafer bayramı dolayısıyla tatildik. Tatil dolaylı bile olsa tatildir, iyidir, güzeldir, kutsaldır. Hele de benim gibi henüz kullanılamamış izin ve gidilemememiş tatiller nedeniyle şişmiş şahsiyetler için saksjaljkaljljdslajds......... uzatmayalım. Çok uzadı zaten. Lan aylardan Eylül oldu ya! Ben Çeşme'yi özledim. O da beni özlemiştir. Özlemiştir bence ya...Beni bi tanısanız siz de özlersiniz.
Neyse, çamaşır suyundan buraya nasıl geldik? Şöyle; elimizdeki tek tatil gününü evimize adadık.
Hafta içi tatil verilmesi; biz çalışanlarda bir tür ambale durumu, bir tür buldumculuk yaratıyor.
Sabah saat altıda geceden kapatmadığınız telefonun alarmı çalar. Onu -hayır, sinirle değil; gayet zevkle- kapatırsınız. "Geri zekalı saat ne olacak" edasıyla onu kenara atar (çok kenara atınca yere düşüyor yalnız, sonra kalk onu yerden al falan uyku piç oluyor o yüzden insan gibi kenara atın), kaldığınız yerden uyumaya devam edersiniz. Saatin normalde günün ikinci kahvesini içtiğiniz saate denk geldiği yerde uyanırsınız. Ah nasıl bir hazdır o! O yatakta gerinmeler, yuvarlanmalar, bir hareket bir neşe, hey be! Cumartesi-Pazar da uyuyoruz ben de biliyorum. Ama bu aynı şey değil. Tabi ki değil. O zaten var ama bu yok. Anladığınızı varsayıyorum çünkü baya saçma anlattım. Demem o ki bütün günü "ee şimdi ofiste olsak bu saatte yemek yiyorduk, şimdi ofiste olsak bu saatte üçüncü toplantıdaydık" şeklinde saatlerin ileri alındığı günü sürekli bir önceki günle tartan eleman kafasında olursunuz.
Şimdi koca gün bizim ya; ne yaptık dersiniz? Ne yaptım? Evi temizledim. Bilmem kaçıncı temizlikçi abla tarafından da ekildiğim (hatırlarsanız bunun da ablasının kızı evden kaçmıştı) için yüz bilmem kaş metre (ev biraz büyük biliyor musunuz söylemesi ayıp) karelik ev elimize bakıyor. (Kaç metre yerine kaş metre yazmışım. Gördüm ama düzeltmiyorum. Kaş ya... ) İşte o temizlik yine çamaşır suyu kokusu ile bitti ve ben akşama kadar çıkmayacak yine derken; gitti. Nasıl mı? Yerini sarımsak kokusu aldı. Ben evde kalınca böyle oluyor işte demek ki.
Siz onu bunu boşverin, tenis oynayacak yer bulduk bugün. Önümüzdeki günlerde üzerimde beyaz mini eteğim, kafamda bandım, bileklerimde havlu bilekliklerimle önünüzden raketimi sallayarak geçeceğim. Hazır olun!
27 Ağustos 2012 Pazartesi
barika'nın kuyusu: GRAF VE BENİM ORTAK NOKTAMIZ
barika'nın kuyusu: GRAF VE BENİM ORTAK NOKTAMIZ: Güneş yanığı güzel bir şey, hoş bir şey de yandığınız gün ya da o günün akşamı değil. Mesela bundan birkaç gün sonra. İnsan derisi tuha...
GRAF VE BENİM ORTAK NOKTAMIZ
Güneş yanığı güzel bir şey, hoş bir şey de yandığınız gün ya da o günün akşamı değil. Mesela bundan birkaç gün sonra. İnsan derisi tuhaf bir mekanizma. Benim gibi güneşin altında yatmaktan çok suda oynayan, burnunda ki hızmaya rağmen burnunu tutarak (ve bunun sonucunda da kanatarak) dalan, su balesi yapan (ya bunu gerçekten görmeniz lazım, bence filme alıp Youtube’da yayınlayalım. Ülkemizi bir daha ki olimpiyatlarda temsil edebilirim), #ezikböcek tarafından omuzlarından tutulup suya fırlatılan, yerden yere çalınan (bu kısımda hiç mübalağa yoktur ve şahitlerim de vardır, biline) bir deniz kuşu bile hart diye yanıyor. Bir de straplez bikinimizi evde unutmasaydık; göğsümüzde kocaman bir U harfi ile yanmazdık ama işte…(Bu arada dün eklediğim yazıya baktımda; bloğu Melisa P.’nin bloğuna çevirmişiz. Öyle hafif erotik mesajlar filan… Gerek yok. Bazı şeyleri açığa vurmamak lazım, herkes potansiyelimizi bilmesin. Avv, n’oluyo be, bak yine yaptım. Tükür, tükür! Edepsiz!)
Hafta sonunu İstanbul’dan kaçarak ama çok uzaklaşmayarak geçirdik. Ben, yeni fıtık teşhisi konmuş ve bir önce ki akşam biraz geç yatmış bir kişi olarak yola yorgun argın çıktım ama maşallah iki günde bir aydır yapmadığım sporu yaptım. Deli miyim neyim? Deli değilsem bile yaşlıyım ben! Orta yaşlıyım.
Herkesin merakla beklediği sonucu söylüyorum (hayır, o değil): sırt üstü yüzebiliyorum! Çok ciddiyim. Biraz yamuk, biraz su çıkararak ve biraz zor oluyor hatta biraz da boğuluyorum ama yüzüyorum. Suda bir yerden bir yere ilerledim ki; bu, yüzdüğüm anlamında gelir.
Ayrıca benim tenise çok fena yeteneğim var. Hayır, bilin diye söylüyorum. Elime ikinci kere raket aldım ama valla seri yapıyorum. Ha, karşımda bir profesyonel yok, #ezikböcek vardı ama olsun. Backhandim biraz zayıf ama çalışırsam o da olur bence. Yeni bir Hülya Avşar doğuyor a dostlar! Gerçi bu sabah bileğim ve kolum ağrıyordu. Sanırım tenisçi dirseği oldum. (bkz: kendini iki günde Steffi Graf sanan eblek)
Bu arada Steffi Graf demişken (parantez içinden nemalanmak); bazen bazı adamlar, öyle bir yerden ortayı çakıyorlar ki; resmen gol oluyor (aklıma olayın vuruculuğunu anlatmak için daha iyi bir örnek gelmedi, idare edin artık). Üstelik haberleri bile olmuyor, ruhları bile duymuyor. ( Yazar burada haberleri olmadan yaptıklarından bahsediyor. Yoksa bilerek, itliğine yaptıkları değil. Ah ondan o kadar çok gördüm ki; ikisini gayet net ayırt edebiliyorum)Galiba en çok da bu yüzden etkili oluyor. Adamın biri, benim neleri sevdiğimi bilmeden, o bilmediği (hakikaten hakkımda doğru dürüst bir şey bilmeden konuşuyor çünkü şu anda bir şey bilmesi mümkün değil) şeyler hakkında öyle örnekler veriyor ki; yok artık diyorum. Sen de mi? Gerçekten mi? Ama bunu çok az insan bilir, sen nereden biliyorsun? Vesaire vesaire… Bunların hepsi, yüzümde aptal bir gülümseme olduğu halde benim içimden sıraladığım cümleler. Ona söylediğim ise şundan ibaret: hadi ya… ya da en fazlası hafif bir gülümseme.
Valla diyorum! Buna sütten ağzı yanan mı dersiniz, sonunda kadın gibi davranmayı öğrendi mi dersiniz, çok mu yoruldun dersiniz; ne dersiniz bilmem ama ben şunu derim: bu iş, biraz sakat bir iş. Normalde ben, ilgimi çeken adam üstüne bir de ilgimi çekecek bir şey söylediğinde gözlerim Japon animelerinde ki kızlar gibi ışıl ışıl parlayarak ona bakarım; o da her şeyi anlar. Şut ve gol! O yüzden burada kalalım, böyle yani. O anlatsın ben içimden şaşırayım ama dışımdan sabit durayım. Ulan bir sefer de, bu sefer de ben durayım. Balıklığım, sazanlığım bir durulsun, bir yatışsın. Bu kez başımı o kadar hızlı belaya sokmayayım.
Bu arada bütün bunları onun blogu okumadığına inancım ve bilgim dâhilinde yazıyorum. Yani patlarsam çok fena patlarız. Ama gidersem yalnız gitmem, sizi de götürürüm ona göre!
Not: Evet, bilerek Graf'ın profil resmini koydum, ne var? Zaten yazının başlığını okuyunca hepiniz aynı şeyi düşündünüz, biliyorum. Hainler, ne olacak...
26 Ağustos 2012 Pazar
barika'nın kuyusu: OMUZ
barika'nın kuyusu: OMUZ: İnsanın kendisini öpesi gelir mi? Eğer deniz tuzu, kum, güneş kremi, güneş karışımı birşeyler kokuyorsa o ten ve sıcacık, yumuşacık, pamuk...
OMUZ
İnsanın kendisini öpesi gelir mi? Eğer deniz tuzu, kum, güneş kremi, güneş karışımı birşeyler kokuyorsa o ten ve sıcacık, yumuşacık, pamuk gibi birşey olmuşsa; gelir.
Bu omuzlardan çok fena öpülür. O kadar...
24 Ağustos 2012 Cuma
barika'nın kuyusu: SIRT ÜSTÜ NASIL YÜZÜLÜR Kİ?
barika'nın kuyusu: SIRT ÜSTÜ NASIL YÜZÜLÜR Kİ?: Bir şeyi kırk kere söylerseniz gerçek olurmuş önermesine örnek: Fıtık etme beni! Dedik dedik ve sonunda fıtık olduk; aferin bize. Yan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

